Cemaat ve vakıf ağlarında yoksullar Ali Haydar Fırat Gazi, Gazetecilik, Doktora
Cemaat ve vakıf ağlarında yoksullar
document.write(); ALİ HAYDAR FIRAT
Bir toplum yolsuzluğu bir olumsuzluk olarak görmekten çok yolsuzluktan, talandan, vurgundan nemalanma pozisyonu arayışında ise ve iktidarlar
buna çanak tutuyorlarsa burada sorgulanacak şey zihniyettir, ahlaktır. Bu durumda ülke ve toplum olarak daha çok yolsuzluğa tanık olacağız
Deniz Feneri davasıyla gündeme gelen yolsuzluk sorunu beraberinde birçok şeyi sorgulamayı gerektiren durum ve olguları ortaya çıkarmaktadır. Sorun tarihsel, toplumsal, ekonomik ve bir zihniyet meselesi olarak üzerinde çok ciddi durulması gereken hususları içermektedir.
Tarihsel olarak 1950’den günümüze yolsuzluklara bulaşmamış ve var olan
yolsuzlukları sahiplenmemiş tek bir sağ iktidar yoktur. Bir sağ refleks
halini almış olan bu durum ne yazık ki toplumda gerektiği kadar bir
öneme tabi tutulmamış, gittikçe kanıksanmış ve normalleş(tiril)miştir.
Burada toplumsal bir zihniyetin yapı sökümü gerekmektedir.
Bir ülkede toplumun farklı katmanları ve de bireyleri devletten
yararlanmayı, imtiyaz elde etmeyi, kendi çıkarları için yetkilerini
kullanmayı normal bir durum olarak görüyor ve kanıksıyorsa, yolsuzluk
bir olumsuzluk değil, başkaları tarafından gerçekleştirildiği için
ancak kızılacak bir durum olarak algılanmaktadır. Toplumun büyük
çoğunluğu kendi imkân ve şartları dahilinde devleti soymayı,
dolandırmayı ve talan etmeyi bir alışkanlık haline getirmişse ve herkes
kendi çapında bir hileye başvuruyorsa ortada bir yolsuzluk sorunundan
öte bir zihniyet ve ondan da öte bir ahlak sorunu var demektir. Yani
gece kondu da oturan elektriği kaçak kullanır, kuyumcusu, doktoru,
avukatı vergi kaçırır, işadamı hayali ihracat yapar, siyasetçisi kendi
yandaşına ihale verirse ve o ülkenin bütün genlerine sirayet eden bu
durum sözde yakınmalara karşın daha da büyük bir pratik olarak devam
ediyorsa ve yapılan son kamuoyu yoklamasında yolsuzluk toplumun en
eğitimli ve yüzde 20’lik kısmı için bir sorun teşkil ediyorsa çözüm bir
yerde imkânsızı istemektir. Talan ve vurgun üzerine kurulmuş bir
ekonomide mevcut liberal paradigma çerçevesinde bir ekonomik model
yaratmak bugüne kadar ülkemizde görülmüş bir şey değildir. Çünkü Türk
toplumu halen devleti soymayı bitiremediği için normal piyasa
şartlarına ve onun kurallarına geçiş yapamamıştır. Bu pre-modern
zihniyetin ne kadar süreceği ve nasıl evrim geçireceğini de tarih bize
gösterecektir.
Gündemdeki Deniz Feneri ise; iktidar, cemaat ve vakıf ilişkilerinin
sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti
sosyal devlet olma niteliğini kaybetmiş ya da bu niteliği
kaybettirilmiştir. Bu alanda ortaya çıkan boşluk ise iktidar destekli
vakıf ve cemaatlerle doldurulmaya çalışılmaktadır. Burada diyalektik
bir süreç vardır. İktidarlar, toplumun yoksul ve yoksun kesimlerinin iş
ve aş sorununu gidermedikleri ve bu alanda kapsamlı politikalar
üretmedikleri için bu kesimler cemaat ve vakıfların desteğine bağımlı
olmaktadırlar. Bu cemaat ve vakıflar iktidar tarafından desteklendiği
ve beslendiği ve de büyük ekonomik imkânlara kavuştukları için toplumun
bu çaresiz kesimlerine din faktörünü de kullanarak rahat bir biçimde
ulaşabilmektedirler. Ulaştıkları bu kesimlere her türlü
yardımı yapan ve bunu dinsel bir temele oturtan cemaat ve vakıflar,
ulaştıkları kesimleri iktidarların kemik oyu haline getirmektedirler.
Bugün ülkemizde yardım dernekleri her biri farklı bir cemaatin ve
dinsel gurubun denetimi altındadır. Elbetteki bu ağın dışında olan
kurumlarda söz konusudur. Ancak bu kurumlar iktidarlar tarafından
desteklenmediği ve gözetilmediği için çok büyük varlık
gösterememektedirler. Dinsel cemaatlerin denetimindeki bu vakıf ve
dernekler nasıl denetlendikleri konusunda çok ciddi kuşkular
bulunmaktadır. Bugüne kadar ortaya çıkan yolsuzluk haberleriyle ilgili
kamuoyunu tatmin eden hiçbir soruşturma yapılamamıştır. KOMBASAN,
YİMPAŞ ve Deniz Feneri Konusunda ne tür adımların atıldığını ve
atılacağını hep birlikte gördük, göreceğiz.
Ama ‘savcılarımız gereğini
yapar’ savunusu
çok da umutlu olmamamız gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sorunun bir diğer boyutu bu durumun İslami kesimdeki algılayışına
ilişkindir. Vakıf ve cemaatler siyasal islamın hegemonya projesinin çok
önemli bir parçası olduğu için çıkan yolsuzluk haberleri pek itibar
görmüyor. ‘Anlı secdeye deymeyenlerin iftirası’ şeklindeki savunmaları
da Alman Mahkemesi’nin kararından sonra pek bir geçerliliği yok. Ama
İslamcı kesimlerin tavrı yine değişmeyecektir. Çünkü onlar halen
‘cihad’ ve ‘gavurun malı helal’ ve ‘amaca giden yolda her şey mubah’
zihniyetini taşıdıkları için yolsuzluk onlar için bir sorun değildir.
Asıl büyük sorun bütün bu yolsuzlukları gündeme getirenleri
karşılaştıkları durum ve gördükleri muameledir. Bu sorunu gündeme
getirenlerin, her türlü ahlaksızlık ve şeref yokluğuyla itham
edilmeleri ve yolsuzlukla suçlanmaları aslında durumun vahametini
ortaya koymaktadır. Bu ev sahibini bastırma siyaseti bu ülkede ne yazık
ki hala geçer akçe.
Evet bu ülkede yolsuzluk bir zihniyet meselesidir.
Bu nedenledir ki yıllardır sağ iktidarların yolsuzlularını açığa çıkaran ve bunu gündeme taşıyan solcular asla toplum nazarında bir itibar sahibi olamamaktadırlar.
O yüzden yaklaşan yerel seçimlerde de solcular yolsuzluk üzerinden AKP’ye karşı siyaset yapmamalıdırlar.
Eğer bir toplum yolsuzluğu bir olumsuzluk olarak görmekten çok yolsuzluktan, talandan, vurgundan nemalanma pozisyonu arayışında ise ve
iktidarlar buna çanak tutuyorlarsa burada sorgulanacak şey zihniyettir, ahlaktır...
Bu durumda ülke ve toplum olarak daha çok yolsuzluğa tanık olacağız ve biz yapmadığımız için daha çok kızağız...
Ali Haydar Fırat: Gazi, Gazetecilik, Doktora
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









