BUGÜNKÜ YAZARLAR
9 EKİM / PERŞEMBE
Tüm yazıları
DTP de kapatılırsa...
Turgut Özal’a o sözüyle ilgili hâlâ haksızlık yapıldığını düşünürüm:
“Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz.”
Bu söz yüzünden Özal yıllarca keyfîlik, hukuksuzluk ile suçlanıp durdu.
Gök kubbemiz altında edilmiş en anarşist lafı, katı bir yasacılık üzerinden eleştirmek muhalefet etmek sanıldı.
Halbuki Özal’ın bir kere delinse ne olur dediği de berbat 12 Eylül Anayasası’ydı.
Keşke Özal’ı dinleseydik.
Varlık nedeni siyaseti, düşünmeyi, hayatı zorlaştırmak olan o
“Amayasa” delik deşik edilseydi de yerine yenisini yapmak zorunda
kalsaydık.
Bu yalancıktan demokrasinin, kurnaz hukuk devletinin hakkından ancak
böyle bir anarşist, pragmatik, kurnaz bir siyaset gelebilirdi.
Bütün bunları şunun için yazdım.
Acı, gözyaşı, öfke toz dumanı içinde unutuldu ama her şeyi iyice altüst edebilecek bir dava var Anayasa Mahkemesi’nin önünde.
Mahkeme yakın bir zamanda DTP’nin kapatılıp kapatılmayacağına karar verecek.
Savunmaların bittiği davada, bayramdan önce, Meclis açılışı sonrası için bir oturum tarihi verilmişti.
Herhalde siyasi basireti hukuki basiretinin önünde olan mahkeme bu
kararın açıklanması için mevcut konjonktürü uygun bulmuyor. Şimdilik
bir tarih yok önümüzde.
Mahkeme siyaseten en doğru olanı yapıyor.
Ama karar alırken de bu siyasi basireti sürdürmeli. Karar da siyasi olmalı.
Neden mi?
Çok basit. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın DTP kapatma davası
dosyasını inceleyenler bunun AKP dosyası gibi “iyi bir Google taraması”
olmadığını net bir biçimde görebilirler.
Herkesin bildiğini savcı açık etmiş. DTP ve PKK arasındaki ilişki,
açılmış davalar, konuşmalar delil gösterilerek deşifre edilmiş.
Artık DTP’nin bazı şahin yöneticilerinin pek saklama gereği
duymadığı bu ilişki parti kapatmalara “ancak şiddeti savunursa” vize
veren Venedik Kriterleri ile de kurtarılamayabilir.
Belki bu yüzden Avrupa’dan DTP kapatma davasıyla ilgili, AKP davasındaki kadar güçlü karşı sesler yükselmiyor.
DTP’ye, şiddetle arasına yeterince mesafe koyamadı diye çok da kızmayın.
Unutmamak gerekir ki DTP de beceremese de eninde sonunda Türkiye’nin partisi.
Türkiye’de şiddetle kim arasına yeterince mesafe koydu Allah aşkına.
Bugüne kadar Türklerden Gandi çıkmadığı gibi Kürtlerden de çıkmıyor, zorlamayın.
Genelkurmay’ın her dakika siyasete karıştığı bir ülkede, PKK’nın her
dakika DTP’nin iç işlerine karışmasından daha doğal bir şey yok.
“Çatı Partisi” için akıl veren eli silahlı PKK yöneticisiyle,
kendini Meclis’in yerine koyup “Af çıkmayacak” diyen general arasında
da pek de fark yok.
Yine unutmayalım burası, Genelkurmay’ı ancak “Niye erken döndün,
Kerkük’e girmedin” diye eleştirebilen bir muhalefet üretmiş bir ülkedir.
Öyle bir militer iklim ki bu, “siyasetin yükselen yıldızı”nın bile
Genelkurmay’a tek eleştirisi, yeterince muhtıra vermedi diye eski
Genelkurmay Başkanı’na alınan zırhlı arabayı diline dolamak kadar
olabiliyor. O çok beğenilen “maliyeci titizliği”, mesela 17 askerin
ölümünde “paramız yoktu, karakolu taşıyamadık” diyen askerî yöneticiler
için bir türlü çalışmıyor.
Öyle bir ülkeden bahsediyoruz ki, Ankara gazetecileri siyaseti,
askerî resepsiyonlardan izliyorlar. Siyasi her soruyu rahatça
sordukları generallerin son günlerde ilk kez kendi meslekleri ile
ilgili sorgulanmalarına gönülleri razı olmayıp, birbiri sıra “Ama
askerlerin üzerine fazla gelmeyin, terörle mücadeleye zarar
veriyorsunuz” yazıları kaleme alma derdine düşüyorlar.
İşte böyle çarpık bir ülkede DTP’nin kapatılmasının muhtemel
sonuçlarını düşünüp tedirgin olanların tek ümidi de ülkenin çarpık
hukuk anlayışıdır.
Bu kez de her zamanki “hukuku” uygulaması, rutin dışına çıkmamasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin son dönem performansı bu anlamda oldukça ümit verici.
Şimdi mahkemeden tıpkı 367 kararı gibi, Meclis’i hükümsüzleştiren 5
Haziran başörtüsü kararında olduğu gibi yine hukuki değil siyasi bir
karar bekliyoruz.
Nasıl hiç üzerilerine vazife değilken, devletimizin âli
menfaatlerini düşünerek Çankaya’ya bir AKP’linin çıkmasını engellemek
uğruna 367 kararını vermişlerdi;
Nasıl ki başörtüsünün üniversitelere girmesinin laikliği
zedeleyeceğini düşünerek anayasayı delik deşik eden başörtüsü kararının
altına imza atmışlardı;
Bu kez de ülkede iç barışı korumak, meşru tek siyasi kanalı da
kapatarak Kürt sorununun kangrenleşmesine neden olmamak gibi tümüyle
siyasi mülahazalarla, yine devletin âli menfaatlerini hukukun üstünde
tutarak kararlarını vermeliler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri istikrar bozulmasın, ekonomiye bir şey
olmasın diye bu berbat anayasanın onlara tanıdığı aşırı yetkileri
kullanmayıp AKP’yi kapatmadı.
Şimdi istikrarımız, toplumsal barışımız yine tehlikede.
Sınırlarınızı zorlayın. Yarınlarımızı düşünün. Altınova’yı, Aktütün’ü, karşılıklı yükselen nefret havasını düşünün.
Bir kez daha (son kez olsun) hukukçu gibi değil siyasetçi gibi
düşünerek bir karar verin. DTP’yi kapatmayın sayın mahkeme üyeleri.
Merak etmeyin. Bugüne kadar defalarca deldiniz, delik deşik oldu anayasa.
Bir kere daha delmekle hiç bir şey olmaz.
Diğer Yıldıray Oğur Makaleleri:
- 06.10.2008 - Amerikalı şehit babası Mr. Wilson’a...
- 05.10.2008 - Buyurun o zaman
- 01.10.2008 - İçimizdeki Avusturyalılar
- 29.09.2008 - Asker yerel seçim startını verdi mi?
- 28.09.2008 - Türkiye’de bir bayram sabahı
- 24.09.2008 - Nalet olsun içimizdeki bu adalet duygusuna
- 22.09.2008 - Faşizme karşı omuz omuza
- 21.09.2008 - Kezban ile Sudesu
- 17.09.2008 - 12 Eylül’ün darbeci solcusu: Ali Haydar Saltık
- 15.09.2008 - 12 Eylül’ün esas oğlanı Evren mi?
- 14.09.2008 - “İyi gazeteciler” karargâha girecek mi?
- 10.09.2008 - Yiyin birbirinizi ama demokrasiye dokunmayın
- 08.09.2008 - Evren’in posta kutusundaki mahkeme celbi
- 07.09.2008 - Hürriyet arşivlerinde 6-7 Eylül 1955
- 03.09.2008 - Asıl tartışma şimdi başladı
- Tüm yazıları
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









