Karadeniz’de ittifak zor zenaat
ANKARA’NIN FİİLİ VETOSU • 2005’te NATO’nun Karadeniz’e girmesine karşı çıkan Ankara’nın bugün de aynı çizgide olması ABD’yi rahatsız ediyor.
Yazının devamı YASEMİN ÇONGAR'ın "YA DA" adlı köşesinde...
Yeni Soğuk Savaş’ın ön cephesinde zor ittifak
YA DA
Yasemin Çongar
Uluslararası ajanslar dün öğleden sonra, “acil” koduyla geçtikleri haberde, Rus donanmasının kararını duyurdular.
ABD’ye ait USS Ford fırkateyninin, Rusya’nın Kamçatka Limanı’na
eylül başında yapacağı planlı ziyaret tek taraflı olarak iptal
edilmişti.
“Bu aşamada böyle bir ziyaretin kabulü mümkün görünmemektedir” diyordu Rus donanması.
Haberde, bu kararın, ABD’nin Pasifik’te Rusya’yla birlikte
katılacağı dörtlü tatbikattan çekildiğini açıklamasının peşinden
alındığına vurgu yapılıyordu.
Dünyanın, özellikle de bölgemizin içine girdiği siyasi iklimi gayet iyi yansıtan bir haberdi bu.
* * *
Gürcistan ile Rusya arasında Güney Osetya üzerinden çıkan sıcak
çatışmanın sonuçlarından biri de, Moskova ile Washington’ı yeniden bir
tür Soğuk Savaş atmosferine sokması oldu.
Rusya’nın, 1991’de Sovyetler’in dağılmasından bu yana, sınırları
dışındaki en büyük askerî harekâtına başlangıçta seyirci kalan ABD,
geçen haftayı bölgede artmaya yüz tutan Rus nüfuzunu sınırlamaya dönük
hamlelerle geçirdi.
Washington’ın Varşova ile yaptığı füze kalkanı anlaşması bu yönde bir adımdı ve Rusya’nın tepkisini çekti.
Polonya, Gürcistan krizini izleyen gerginliğin etkisini en fazla hissettirmeye aday olduğu coğrafyanın batı ucunda yer alıyor.
Bu coğrafyayı gözünüzde canlandırmak isterseniz, Avrupa haritasını düşünün...
Rusya’nın sınırları boyunca kuzeybatıdaki üç Baltık cumhuriyetinden
başlayıp Polonya üzerinden güneydoğuda Bulgaristan ve Türkiye’ye uzanan
bir yay çizin...
Sonra o çizgiyi kuzeydoğuya doğru Kafkasya’dan geçecek şekilde uzatın...
İşte size bu “yeni Soğuk Savaş”ın muhtemel ön cephesi...
Bu ön cephenin kalbiyse, hayır yanılmadınız, Karadeniz.
* * *
Başta Washington olmak üzere NATO başkentlerinin Karadeniz’e ilgisi yeni değil.
Bulgaristan ve Romanya’nın, Rus muhalefetine rağmen, Kuzey Atlantik
İttifakı’na dahil edilmesi; Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğinin, daha da
sert bir Rus muhalefetiyle karşı karşıya kalma pahasına, gündeme
sokulması, ABD’nin Sovyetler sonrası Karadeniz stratejisinin bir
parçasıydı.
Rus tanklarının Güney Osetya ve Gürcistan’a girmesi, Washington’da
işte bu stratejinin başarıyla uygulanmamasının bir sonucu sayıldı.
Her ne kadar Amerikan karar vericileri, yaz rehaveti içinde ve
yaklaşan başkanlık seçimleri arefesinde büyük ölçüde atıl bir görünüm
sergiliyorsa da, dün Brüksel’de Gürcistan’ı konuşmak üzere acilen
toplanan NATO dışişleri bakanları, Amerikalı meslektaşları Condoleezza
Rice’ın gayet sert ifadelerine tanık oldular.
Rice’a göre, “Gürcistan’ın demokrasisini, devlet aygıtını ve
altyapısını askerî güç kullanarak yıpratmaya çalışan Rusya’yı
engellemek için NATO mutlaka kararlı davranmalı” idi.
Washington’ın aklında, bu kararlılığın potansiyel uygulama alanlarından biri olarak, Karadeniz var.
ABD’li diplomatlar, dün itibariyle, bu yönde kesin bir plan olduğunu
bize doğrulamasalar bile, Rusya’nın karşı koyması ve Türkiye’nin “veto”
niyetini belli etmesiyle 2006’da rafa kaldırılan “Aktif Çaba”
girişiminin bir benzerinin yeniden gündeme sokulması için yoğun kulis
yürütülüyor.
* * *
2005’te Washington’ın Ankara nezdindeki zemin yoklamasına olumsuz
karşılık gördüğü girişim, Doğu Akdeniz’de NATO bünyesinde
gerçekleştirilen Aktif Çaba Operasyonu’nun Karadeniz’i de kapsayacak
şekilde genişletilmesiydi.
Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan’ın hevesle desteklediği
plan, Amerikalılar’a göre “terörle mücadele” amaçlıydı, ancak başta
Moskova olmak üzere herkes, asıl hedefin, bu havzadaki Rus
hâkimiyetinin sınırlandırılması olduğunu biliyordu.
Türkiye, Rusya’yla birlikte ve diğer sahildar ülkelerin hilafına,
Amerikan planına karşı çıktı; Genelkurmay’ın başı çektiği bu muhalefet,
“Montrö Sözleşmesi’nden kaynaklı egemenlik haklarının korunması” ile
gerekçelendirildi.
Resmî bir teklif, dolayısıyla da resmî bir veto gündeme gelmedi...
Ama NATO’nun Karadeniz’de bir deniz gücü operasyonuna girişmesi ve
müttefik ülke donanmalarına ait gemilerin kuzeyimizde seyretmesi Ankara
tarafından fiilen önlendi.
* * *
Karadeniz’in, “Montrö gözlüklü” Ankara için ne kadar hassas bir konu
olduğunu, en son geçen hafta, ABD Başkanı’nın hesapsız bir açıklama
yapması ardından yeniden gördük.
Tiflis’e yardım eli uzatmayı beceremeyen Washington’ın gecikmiş
hamlelerinden biri, bizzat Başkan Bush’un, Gürcü limanlarına Amerikan
yardım gemisi göndereceklerini açıklaması oldu.
Birkaç nedenle, iyi tartılmamış bir açıklamaydı bu.
Birincisi, ABD Donanması’na bağlı USNS Comfort ve USNS Mercy hastane
gemilerinin Gürcistan’a gönderilmesi fikri ortaya atılırken, bölgeye
ulaşmalarının haftalar alacağı, bunun da “acil yardım” gerekçesini
havada bırakacağı iyi hesaplanmamıştı.
İkincisi, Gürcü limanlarının bu devasa Amerikan gemilerini konuk edebilecek kapasitede olmadığı keyfiyeti es geçilmişti.
Üçüncüsü, Türkiye’nin bu gemilerin Boğazlar’dan geçmesine Montrö
Sözleşmesi üzerinden itiraz edeceği ya düşünülmemiş ya da bu itirazın
esneyeceği yönünde bir yanılgı oluşmuştu.
ABD’li ve Türk diplomatlara göre, hastane gemilerinin Boğazlar’dan
geçmesi için Washington, Ankara’ya resmî bir teklif yapmasa da,
Montrö’nün getirdiği tonaj sınırlamasını kat be kat aşan 70 bin tonluk
USNS Comfort’a yeşil ışık yakılmayacağını zemin yoklayarak gördü.
Sonuçta, bir yandan, bu zemin yoklamasından evvel konuşarak
tutamayacağı bir sözü veren Bush’un muhalifleri taze barut bulmuş
oldu...
Diğer yandan da, “Türkiye’nin Boğazlar vetosu kolay kırılmaz” görüşü Washington’da güncelleşti.
Tabii, bu durumun, “Montrö’nün bağlayıcılığı” gerekçesine fazla
aldırmayan ABD’li yetkililerce, salt bir “Boğazlar vetosu” değil, fiili
bir “Karadeniz vetosu” olarak algılandığını da bilmeliyiz.
Velhasıl, yeni Soğuk Savaş’ın ön cephesi olmaya aday Karadeniz’e yönelik Amerikan planları Ankara’nınkilerle tam örtüşmüyor.
Bu çelişkinin çeşitli tezahürlerine hazır olmalıyız.
Karadeniz'e ABD insani yardım gemilerinin gönderilmesi
"TÜRKİYE, 3 GEMİNİN GEÇİŞİNİ ONAYLADI''
WASHINGTON -
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Wood, Türkiye'nin, Gürcistan'a insani yardım malzemeleri taşıyan 2 Amerikan donanma
gemisinin Karadeniz'e geçişine onay verdiğini ve bu gemilere bir Amerikan sahil güvenlik gemisinin de eşlik edeceğini bildirdi.
Wood, açıklamasında, söz konusu gemilerin seyahat programlarının belli
olmadığını ancak, gemilerin binlerce battaniye, hijyenik
malzeme, bebek maması ve bebek bakımı malzemeleri taşıdığını kaydetti.
Wood, bu misyonun, Kafkasya'da gerginlik çıktığından beri Gürcistan'a
deniz yoluyla gönderilecek ilk insani yardım olduğunu ifade etti.
Wood, ''Türkiye ile beraber, Montrö Sözleşmesi kuralları çerçevesinde
insani yardımın ulaştırılmasını sağlamak üzere çalışıyoruz''
dedi.
Robert Wood, daha önce ABD kaynaklı haberlerde adı geçen hastane
gemileri USN Mercy ve USN Comfort gemilerinin, insani yardımın
ulaştırılmasında kullanılmayacağını söyledi. İki geminin tonajının, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde belirtilen tonaj miktarını aştığı belirtiliyor.
Robert Wood, Gürcistan'da doğu ile batı arasındaki ulaşım koridorunun
şimdi operasyonel hale geldiğini belirtti ve insani yardımın Gori'ye
ulaşmasına imkan sağlandığını kaydetti.
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









