Küresel çağda Soğuk Savaş çıkmaz
document.write(); Ferid Zekeriya
Rus-Gürcü ihtilafının yeni bir Soğuk Savaş başlatacağı iddiası abartılı. Dünya ikinci bir Soğuk Savaş’ın yaşanmasına olanak vermeyecek kadar
entegre olmuş durumda. Yaşadığımız dünyadaki merkezi gerilim, küresel entegrasyonun güçleriyle milliyetçiliğin güçleri arasında olacak
Eminim
haberleri duymuşsunuzdur. Soğuk Savaş geri döndü. Ya da tarih tekerrür
etti. Veya bizler şu anda büyük güç politiklarının dünyası olan 19.
yüzyıldayız. Rusya’nın Gürcistan’a saldırısı bir klişeler selinin
önündeki seti kaldırmış oldu. Küreselleşme ve entegrasyon birer
yalanmış gibi teşhir edildi. Tehlikesiz ululararası bir ortamda
yaşadığımız yönündeki saf düşüncemiz parçalandı.
Bu yorumların büyük kısmı muazzam bir aşırı tepkidir. Son birkaç yılda
uluslararası yaşamın sorunsuz olduğuna kim inanmıştı ki? ABD’de
Cumhuriyetçi başkan adayı John McCain uğursuzca monoton bir sesle Rus
saldırısının ‘Soğuk Savaş’ın sona ermesinden beri ilk ciddi kriz’
olduğunu söyledi. Gerçekten mi? Ya 11 Eylül saldırıları, Irak savaşı,
Balkan savaşları, Ruanda’daki soykırım?
19. yüzyıla dönüş imkânsız
Tarihin tekerrürü için derin bir arzu oluştu. Hepimiz iyinin ve kötünün
dünyasını, ideolojik mücadeleyi ve yüksek riskleri özlüyoruz. Ve
uluslararası yaşamın değiştiği kesinlikle doğru. Ama yeni olan, küresel
kapitalizmin ve ticaretin hızlanması ve bunun dünya genelinde
ürettiği kayda değer büyüme.
2006 ve 2007’de 124 ülke yılda yüzde 4 büyüme sağladı. Bu tamamen
beklenmeyen bir şey ve yeni, gerçekten küresel bir uluslararası düzene
ivme veriyor. Amerika’nın dünyaya ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri
anlamda hâkim olduğu tek kutupluluktan 20 yıl sonra, çok sayıda ülkede
ve çok sayıda halk tarafından şekillenen, Amerika-sonrası bir dünyaya
doğru ilerliyoruz. Bir aylık bir dönem içinde, Hindistan küresel
ticaret görüşmelerini raydan çıkaracak güce kavuştu, Çin Pekin’de dünya
üzerindeki en büyük gösteriyi yaptı ve Rusya komşusuna saldırdı.
Ancak yaşadığımız çağı düzgün bir biçimde anlamak için, kötü
kıyaslamalar yapmaya son vermek zorundayız. Bu, Rus eylemlerinin büyük
bir güç için standart prosedür olduğu 19. yüzyıla dönüş değil. Aslında
sadece 50 yıl önce Britanya ve Fransa, -Cezayir, Vietnam, Kenya,
Kıbrıs’ta- imparatorluklarına Moskova’dan çok daha kararlı ve şiddetli
bir
şekilde bağlıydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri Moskova,
komşu bir ülkeye (1801’den beri yönetmiş olduğu bir ülkeye) ilk kez
asker gönderdi. Moskova’nın eylemleri içler acısı, ama bunlara verilen
tepki -dünya çapında- kuralların ne kadar değiştiğinin bir göstergesi.
Rusya’ya sınırı olan ülkelerin tamamı Moskova’nın eylemini kınadı ve
NATO, AB ve ABD etrafında birleşti. Beyaz Rusya bile Batı’ya yönelik
bazı dostane jestlerde bulundu. Kriz, Robert Kagan’ın kehanetinde
bulunduğu yeni bir ‘otokrasiler birliği’nin ortaya çıkmasından çok uzak
bir mahiyette, Çin ve Rusya’nın çıkarlarının ne kadar farklı olduğunu
gösterdi. Pekin saldırıdan dolayı endişesini dile getirdi ve
Gürcistan’a borç verilmesine yardımcı oldu. Orta Asya diktatörlükleri
de kendilerini Moskova’nın eylemlerinden uzak tuttu. Ve Rus borsası
zarar gördü, parası değer kaybetti, yabancı yatırım kurudu ve
işadamları gelecek yıllarda burada iş yapmayı büyük bir risk olarak
görecek.
Bu neden oluyor? Polonya iyi gidiyor, Kazakistan bir doğal enerji
kaynağı olarak yükseliyor, Baltık ülkeleri gelişiyor. Daha büyük bir
dünyayla bağlantı içindeki bu ülkeler, Rusya’nın ‘ayrıcalıklı alanını’
uysalca kabul etmeyecektir.
Büyük ülkeler için komşularını itip kakmak her zaman olası olmuştur -ki
bu ABD’nin de kendisini muaf tutamayacağı bir şey. Artık yeni olan, bu
tür eylemlerin, yaygın bir meşruluğa sahip olmadığı sürece büyüyen
siyasi, ekonomik ve finansal maliyetleri olacağı. Bu her
zaman büyük bir gücü caydırmaya yetmeyecektir, ama kesinlikle
düşünmelerini sağlayacaktır. Rusya’nın yönetici seçkinleri arasında, 70
bin Güney Osetyalı’nın tüm bunlara değip değmediğini merak edenler
olduğuna dair işaretler ortaya çıkmaya başladı bile. Yeni bir Soğuk
Savaş’a girmiyoruz. Ve giriyorsak, ikincisi bir saçmalık olacak. Rusya
artık dünyanın, ilk Soğuk Savaş’ı başlattığı döneme kıyasla çok daha
ufak bir parçası. 1940’ların sonlarında Sovyetler Birliği dünyanın en
büyük ordusuna ve küresel gayrisafi hasılanın yüzde 15 ila yüzde
20’sine sahipti. Bugün Rusya çok daha küçük bir silahlı güce sahip ve
küresel gayrisafi hasılanın yüzde 2’sinden biraz fazlasını üretiyor.
Rusya’yla Batı arasında bir gerilim dönemi söz konusuysa, bunun sonucu
belli.
Büyüme milliyetçilik yaratıyor
Aslında küreselleşmenin gücü, dünya çapında olağanüstü bir entegrasyon
düzeyi üretmesidir. Daha önemli sorun, bu küreselleşme tarafından
üretilen büyümenin her yerde siyasi milliyetçilik ve özgüven
yaratmasıdır. Bu güçler (onları vatanseverlik ve kültürel
gurur olarak gördüğümüzde) tehlikesiz ve yapıcı olabilir, ama saldırgan
ve yabancı düşmanı da olabilirler. Yaşadığımız dünyadaki merkezi
gerilim, küresel entegrasyonun güçleriyle milliyetçiliğin güçleri
arasında olacaktır.
Ama tarih tekerrür etmiyor. Bu sadece ayrıntıları bilmeyen insanlara
öyle görünüyor. 21. yüzyıldayız ve bu 19. ya da 18. yüzyıllara
benzemeyecektir. Sorunlarımız farklı olacak. Olağanüstü refah (dünya
genelinde hiç olmadığı kadar yaygın bir biçimde paylaşılan) ve hâlâ
terörizmden iklim değişikliğine kadar çeşitli tehlikelerle dolu
zamanlarda yaşıyoruz. Bu beni korkutmuyor, ama daha iyi liderlere sahip
olmamızı dilememe yol açıyor.
(Newsweek dergisinin genel yayın yönetmeni, 15 Eylül 2008)
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









