Hasan Cemal
Venedik’ten Ergenekon’lu yazılar(3)
Mapuslar Sarayı’nda darbe tertipleri...
VENEDİK
San Marco Meydanı’nın iskelesine yanaşıyor motor. Sisli, rutubetli bir
hava. Grand Canal’ın ortasındaki San Maggiore Adası’nda benim toplantı.
Fiyakalı bir adı var:
Kitle İletişim Çağında Kültür Gerçeği.
Alman Die Zeit dergisinin kültür-sanat editörü Prof. Fritz Raddatz iğneyi batırıyor:
“Düşünmek gün geçtikçe yok ediliyor. İnsanlar yalnızca seyretmekle
yetinmeye başladı. Düşünmeyip de sadece imajlarla yetinmek, kültürel
kirlenme değil de nedir?..”
Bu arada biri, sansasyon basınıyla, “Olumlu haber haber değildir” anlayışının demokrasi açısından zararlı sonuçlarına değiniyor.
İlginç konuşmalar...
Benim konuşma öğle yemeği sonrasına sarkıyor. Venedik mutfağı ve
İtalyan şarabıyla haşır neşir bir yemek molası sonrasında salona
rehavet çökmüş, çoğunluk hazma geçmişti. Kapanan göz kapakları,
çaktırmadan kestirenler...
Kimsede beni dinleyecek hal kalmamıştı. Mikrofona eğilip yüksek sesle:
“Biliyor musunuz?” diye bağırdım, “Radyo ve televizyonda 205 adet sözcüğün yasaklandığı bir ülkeden geliyorum.”
Birden herkes yerinde kıpırdandı, silkindi, bu da ne demek oluyor
gibisinden şaşkınlık içinde bakıştılar. Ve beni, bir başka gezegenden
gelmiş biri gibi dinlemeye koyuldular.
* * *
Bu yazı yeni değil, çok eskilere gidiyor. 10 Şubat 1985 tarihli Cumhuriyet’ten.
Türkiye’de o zamanlar tek kanal olan ‘TRT televizyonu‘ndaki sözcük yasağını anlatmıştım Venedik’te katıldığım o toplantıda...
Aradan 23 yıl geçmiş.
Acaba aynı şeyi bugün yaşamış olsaydım, yemek sonrası üzerine rehavet çökenleri acaba nasıl uyandırırdım?
Örneğin 301’i anlatırdım.
Gözleri faltaşı gibi açılırdı.
Veyahut, AKP’yi kapatma davasından, Ergenekon’dan, ‘darbe
tertipleri‘nden söz ederek dürtüklerdim gözleri kapananları. Hiç kuşkum
yok, bir anda titreyerek kendilerine gelirler ve konuşmamı heyecanla
dinlemeye koyulurlardı.
Türkiye rengarenk bir ülke.
Hele sıkıcı hiç değil.
Har daim heyecan var!
Bu ülkede biri çıkıp da ‘heyecan turizmi’ pazarlasa, eminim, bu işten çok para kazanır.
* * *
San Marco Meydanı’na bitişik Mapuslar Sarayı’ndaki küçük konserde,
akşam vakti Albinoni’nin Adagio’sunu dinlerken, bir yandan da bunları
düşündüm.
Nereye gitsen, çaresiz kafanı da birlikte götürüyorsun, bütün içindekilerle birlikte...
Kurtuluşu yok!
27 Nisan Muhtırası neden verildi?
Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek için...
Asker o gece dedi ki:
“Ya Anayasa Mahkemesi 367 ile gereğini yaparak Gül’ün seçimini iptal eder, ya da ben gereğini yaparım.”
Mahkeme gereğini yaptı ve askeri rahatlattı.
Ama şimdi ‘gazeteci milleti’ne düşen bir şeyler var. Örneğin ‘367
vakası’nın perde arkasını aydınlatmak... Çünkü bu aydınlanmadan,
bugünkü kapatma davasına ışık tutmak da mümkün olamayacak gibi geliyor
bana...
367 öncesi Yüksek Mahkeme’nin asker kökenli üyeleriyle askeriye
arasında, mesela Deniz Kuvvetleri Komutanı’yla bazı gelgitler yaşandı
mı, yaşanmadı mı geçen yıl bu zamanlar?..
Böyle bir süreç içinde, Anayasa Mahkemesi’nin o zamanki Başkanı Tülay Tuğcu’nun duygu ve düşünce dünyası nasıldı?..
Bunlar yazılmaya başladı.
Ama kıyısından köşesinden...
Henüz ses seda yok.
Tıpkı, 2003-2004 darbe tertiplerinin yer aldığı günlüklerin eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in komutanlıktaki
bilgisayarından çıktığını Emniyet raporuna bağlayan gelişme gibi...
Burada da sessizlik hüküm sürerken akla ister istemez takılıyor, “Darbe
tertipleri bu ülkede hukukun alanı dışında mı kalıyor?” sorusu...
Bir başka konu:
Ergenekon’un bombaları...
Bu bombaları Cumhuriyet gazetesine atan kişiyle, kanlı Danıştay saldırısını gerçekleştiren katil aynı kişi...
Bombaların, ‘Ergenekon’cular’ tarafından sağlandığı basına yansıdığı
gibi, katilin Stokholm’de bir ‘Ergenekon büyüğü’ ile aynı fotoğraf
karesi içinde gözüktüğü, üstelik bu fotoğrafın önce iddia edildiği gibi
fotomontaj olmadığı da resmen belirlendi.
Bu çerçevede İsmet Berkan, Radikal’de darbe tertiplerini anlattığı yedi günlük dizisinin (4/11 Nisan) bir yerinde şöyle diyordu:
“Ergenekon soruşturmasının en önemli bulgularından biri, Cumhuriyet
mitingleri öncesinde yapılan ‘Cumhuriyet’in bombalanması-Danıştay
saldırısı-Ümraniye bombaları’ ilişkisinin kurulmuş olmasıdır. Çünkü,
Cumhuriyet’i bombalayanlarla Danıştay’a saldıranların aynı kişiler
olduğunu biliyorduk, bilmediğimiz ‘dinci-milliyetçi’ çizgideki bu
saldırganların gerçekte ‘ulusalcı’ ve AKP’den ne pahasına olursa olsun
kurtulmayı hedefleyen bir başka çetenin emrinde olup olmadığıydı, şimdi
onu da biliyoruz.” (Radikal, 10 Nisan 08, s.3)
Bildiğimiz daha çok şey var.
Bakalım, hepsi yazılabilecek mi?..
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









