30 Eylül 2008
huluengin@hurriyet.com.tr
Tebriksiz bayram
MALÛM, bugün bayram!
Önce, hepimizin sevgi, neşe, barış ve hoşgörü yakamozlarıyla pırıldamasını diliyorum.
Tamam da, hem nezaket icábı, hem de adet-i veçhile, aslında yukarıdaki
dilek ve tebriği sizlere makalenin bitiminde ve gayet klasik bir
formülasyonla iletmem gerekirdi.
Kabul ama, sorarım, son kavgaların ertesinde ben şimdi bunu nasıl káğıda geçeceğim?
* * *
EVET, zaten de yukarıdaki sorundan dolayıdır ki, işte tam bir aydır kábus yaşıyorum.
30
Eylül günü yayımlanacak bu yazıyı büyük dert edindiğim için, táa 30
Ağustos’tan beri gözüme uyku girmedi. Kursağımdan da kuru lokma
geçmiyor. Çiroza döndüm.
Vallahi, kederimden üfleseniz yıkılacağım ve hüznümden, dokunsanız ağlayacağım!
* * *
ÖYLE tabii, çünkü okuyucuları tebrik ederken acaba "Şeker Bayramı" mı, yoksa "Ramazan Bayramı" mı ifadesini kullanmam gerekecek?
"Kutlu olsun"la mı, yoksa "mübarek olsun"la mı bitirmek zorunda kalacağım?
Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem!
Birincisinde "dinciler"i kızdıracağım. Diğerinde ise "laikçiler"i hiddetlendireceğim.
Her iki durumda da taraflardan birinin fincancı katırlarını ürkükeceğim ki, yeter!
* * *
HAYIR, şimdi burada bilgiçlik taslayıp, Victor Klemperer’in, Georges Dumezil’in veya Roland Barthes’in öğreti ve teorilerine atıfta bulunacak değilim.
Ne dil etimolojisi, gramer yapısı ve mitoloji oluşumu hakkında láf salatası üreteceğim; ne de şeker - ramazan" ve "kutlu - mübarek" tartışmasını "entelektüelleştireceğim" (!)
Tamam ama yine de yetti ve yeter, çünkü ancak totaliter; en azından otoriter ideoloji ve toplumlara özgü olan şu "terminoloji kavgaları"ndan artık gınağı geldi
Kelime ve deyimleri birer "aidiyet simgesi" olarak sunmak kabak tadı verdi.
Sözcüklerin
iffetine ve meşrebine bekáret kemeri vurmaktan ve o kemerin yegáne
anahtarının da kendi uçkurumuzdaki zincire bağlı olduğunu sanmaktan,
namus ayağa düştü.
* * *
ÖYLE, çünkü bayrama illá "şeker" yahut illá "ramazan" denilmesinde tutturmak ve mutlaka "kutlu olsun" veya mutlaka "mübarek olsun" diye hançere yırtmak, zorbalıktır!
Bu "dil diktatoryası", Hitler’in demokrasiyi "plutokrasi" veya Stalin’in özgürlüğü "dejenerasyon" diye vaftiz etmesinden asla farklı bir şey değildir!
Al birini, vur ötekine, hepsi aynı kapıya çıkar.
Hepsi, George Orwell romanındaki o "Büyük Birader" sultasına götürür.
Hepsi, aslında sonsuz tarafsız olması gereken kelimeleri t-a-r-a-f kılarak zapti fikirleri beyne nakşetmeyi; dolayısıyla da o kelimeleri dışavurum simgesine dönüştürmeyi hedeflerler.
"Şeker Bayramınız kutlu olsun" mu dediniz, işte "laikçi", hátta zındıksınızdır!
Yook, aksine, "Ramazan Bayramınız mübabek olsun" mu diyorsunuz, işte "dinci", hattá "Şeriatçı" (!) olduğunuz resmidir ki, her ikisinde de elinin körü!
* * *
ELİNİN körü, çünkü ben bu lügati en baştan reddediyorum. Daima da reddedeceğim.
Zira,
böyle bir tercih dayatıldığı takdirde şundan veya bundan yana taraf
olmak, özünde ya kırk satırı, ya da kırk katırı seçmek anlamına gelir.
Dolayısıyla, işte hadi bakalım ve de hepinize meydan okuyorum.
Bu defa sizlerin ne "Şeker", ne de "Ramazan" bayramızı tebrik ediyorum.
Zaten, eğer gelecek bayram da "aidiyet simgenizi" hálá kelime ve deyimlerle ifade etmeyi sürdürürseniz, var mı alnımı karışlayacak babayiğit, o zaman da tebrik etmeyeceğim!
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









