Ortadoğu Dörtlüsü Filistin’e zarar
document.write(); Rami G. Huri
2002’de büyük umutlarla kurulan Ortadoğu Dörtlüsü, ABD ve İsrail’in temsilcisi gibi davranıyor.
Dahası, 21 saygın yardım kuruluşunun hazırladığı rapora göre, Dörtlü’nün Filistinlilerin günlük yaşam koşullarını geliştirmek üzere el attığı 10 temel alanın beşinde durum fiilen bozuldu
Modern
Ortadoğu diplomasisindeki en büyük umutlardan ve müteakip hüsranlardan
biri, son beş yıldır Filistin-İsrail barış çabalarını izleyeceği,
bunlara önderlik edeceği ve destek vereceği varsayılan dört büyük
uluslararası gücün oluşturduğu ‘Dörtlü’ oldu. Rusya, ABD, AB ve BM’yi
kapsayan grup, 2002’den beri sadece barış sürecini geliştirmede
başarısız olmakla kalmadı; şaşırtıcı bir biçimde iki tarafın (AB ve BM)
siyasi güvenilirliğini ve etkisini de tüketti.
Bugün Filistin’de çalışan 21 saygın uluslararası yardım kuruluşunun
oluşturduğu koalisyonun, görevinde başarısız olduğu ve diplomatik alanı
tehlikeli bir biçimde lidersiz bıraktığı için Dörtlü’yü alenen
eleştirmesi hiç şaşırtıcı değil.
Yerleşimler katlanarak artıyor
Oxfam, Save the
Children, Care, Christian Aid ve World Vision’ın dahil olduğu bu
kuruluşlar, Dörtlü’nün Filistinlilerin günlük yaşam koşullarını
geliştirmek üzere el attığı 10 temel alanın beşinde durumun fiilen
bozulduğunu belirtiyor. Kasımda başlatılan Annapolis barış sürecinden
beri koşullar çoğu Filistinli için daha da kötüleşti. Örgütler,
Dörtlü’nün işgal topraklarında yerleşimler inşa etmeyi sürdüren
İsrail’i hiçbir şekilde suçlamadığını ve Filistinlilere yönelik seyahat
kısıtlamalarının da arttığını ekliyor.
Christian Aid Başkanı Dalip Mukarji, Annapolis sürecinin
başlatılmasından kısa süre sonra ‘yerleşimlerde katlanarak artan bir
büyüme, ilave kontrol noktaları ve -bu yüzden- daha fazla ekonomik
durgunluk gördüklerini ve Dörtlü’nün, Ortadoğu barış sürecindeki
etkisini kaybettiğini’ ifade ediyor.
Dörtlü, gerçekten tarafsız bir barış aracı olsaydı, her şey çok daha
farklı olurdu. Geçmişe bakıldığında, Dörtlü’nün, öncelikle İsrail
çıkarlarını gözeten Amerikan hâkimiyetindeki diplomatik süreci gizleme
amaçlı yeni bir kılıf olduğu görülüyor. Bu, ilk olarak Dörtlü’nün
yerleşimlerin genişlemesine dair sadece sözlü eleştirilerde bulunup, bu
konuda hiçbir eyleme girişmemesinde, bununla birlikte Filistinlilere
karşı daha sert tavır takınmasında göze çarpıyordu.
Dörtlü’nün 2006 başında Hamas’ın seçim zaferi karşısında İsrail’in
tepkisine destek veren tutumu, çifte standardın ta kendisiydi. İsrail
ve ABD’nin koşullarını kabul etmedikçe Hamas’la anlaşmayı reddetti.
Ancak bunun karşısında İsrail’den kendi adına uluslararası hukuka ve BM
kararlarına riayet ederek Filistinlilere karşı aşırı şiddet
uygulamamasını istemedi.
Son yıllarda, AB ve BM yetkilileriyle görüşmelerimde birkaç kez
Dörtlü’nün etkisizliğini ve İsrail yanlısı tumumunu gündeme getirdim ve
neden başarısızlığı kanıtlamış bir kurumdan çekilmediklerini sordum.
Hepsi bir örnek verilen cevaplar etkisizdi: ABD’nin İsrail yanlısı
eğilimini etkilemeye ve yumuşatmaya çalışırken Dörtlü’nün içinde
olmanın daha iyi olduğunu öne sürdüler. Oysa bu hedefin bir hayal
olduğu kanıtlandı. Dörtlü gibi dürüst olmayan bir kurumun, özel
temsilcisi olarak, ‘Politik Sahtekârlıkta Diplomatik Olimpiyatlar Altın
Madalya Sahibi’ eski Britanya Başbakanı Tony Blair’i ataması da tencere
kapak misali bir durum.
Dörtlü toplanmayı sürdürüyor ve hiçbir şey yapmıyor, bu arada çoğu
Filistinli için şartlar daha da vahim hale geliyor ve İsrail, Filistin
toprağını çalmaya ve sömürgeleştirmeye devam ediyor. AB ve BM bir
zamanlar fark gözetmeden hem İsrailliler hem de Araplar açısından en
iyi olanı bulmak için samimiyetle çalışan güvenilir arabuluculardı.
Bugünse tarafsızlık ve güven telkin eden enerjilerini kaybederek,
Ortadoğu’yu tehlikeli bir biçimde hem güvenilir hem de etkili olan
güçlü uluslararası aktörlerden mahrum bıraktılar.
İsrail sömürgeciliğine ve onun Amerikan muhafızına kılıf sağlamaya
devam etmelerinin sonuçlarını düşünmesi gereken AB ve BM, bu 21 örgütün
yerden yere vuran raporunu ele almalı. AB ve BM vakit kaybetmeden
Dörtlü’nün başarısızlıkla sonuçlanan cesur bir girişim olduğunu ilan
etmeli ve bölgede yapıcı rol oynama kabiliyetlerine iyice halel
gelmemesi için oluşumdan derhal çekilmeli.
AB ve BM derhal çekilmeli
Onların çekilmesi, Amerikan-İsrail maskaralığının bölgedeki tüm
potansiyel oyuncuların diplomasisini belirlemesine izin verilmesinden
endişelenen kesimlere güçlü sinyaller gönderir. Dörtlü prensipte iyi
bir fikirdi - güçlü bir oluşumun tarafları fark gözetmeden sözlerine
sadık kalmaya ve müzakere edilmiş bir barışa doğru ilerlemeye zorlaması
amaçlanıyordu. Pratikte başarısız oldu, zira samimi, ciddi ya da
tarafsız değildi.
Uluslararası yardım kuruluşları en azından öz saygıya ve bunu yüksek
sesle söyleyebilecek cesarete sahip. AB ve BM aynı yolu pekâlâ
izleyebilir ve böylece itibarını biraz olsun geri kazanabilir. Doğruluk
ve dürüstlük hâlâ önemini koruyor ve bunlar şimdi gösterilmeli, daha
sonra da bizi kaba kuvvetle hizaya getirmeye çalışan egemen
sahtekârlara karşı kullanılmalı.
(Ortadoğu merkezli internet sitesi, Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne bağlı İssam Faysal Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü direktörü, 30 Eylül 2008)
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









