| Uzlaşmaların ortasında AKP’ye sahip çıkmak Kapatma davasının ve darbe olasılıklarının gölgesi altında siyaset yapmaya çalışan ve tercihlerini ister beğenin ister beğenmeyin bunu başarabilen bir parti var karşımızda. Meclisteki muhalefet eksikliğini Ergenekon tipi yapılanmaların doldurmaya çalıştığı bir ortamda, AKP’nin Ergenekon zihniyeti ile uzlaşmaya gitmesini talep etmek ne kadar kabul edilemez ise, “AKP’ye bir türlü muhalefet yapamıyoruz serzenişleri” de o kadar anlamsız.
MARKAR ESAYAN
Kapatma
davası gündeme geldikten hemen sonra çeşitli çevrelerden kimi
yazarların “Verdiğimiz ilkesel desteği çekip tam ağzımızın tadıyla
muhalefet yapacağımız sırada kendimizi AKP’yi yeniden destekler bulduk”
türünden serzenişleri sıkça duyulur oldu. Bu ifade bence önemliydi ve
kendimi yokladığımda da aynı türden bir eğilimin az da olsa varlığını
hissettim. Açıkçası bunun nedenini çok merak ettim. “Bir adım geri
çekilip” yakın geçmişi hatırlamanın AKP ile araya mesafe koyma
ihtiyacının nedenlerini anlamak üzere bir yardımı olur diye düşündüm.
Hatırlanacağı
üzere olağanüstü bir süreçten ve antidemokratik pek çok zorlamadan
sonra gerçekleşen ve AKP’nin tartışılmaz bir halk desteğini arkasına
aldığı 22 Temmuz seçimlerinden sonra, iktidar partisi üzerinde ciddi
bir beklenti yükü oluşmuştu. Seçimlerin üzerinden hatırı sayılır bir
süre geçip, AB ve demokratik atılımlar konusunda beklenilen atılımlar
gelmeyince, AKP’ye yönelen eleştirilerin sayısı ve dozunda artış
gözlemlenmiş, bu durum AKP-liberaller ittifakının sonu olarak
yorumlanmıştı. Çoğulculuğa değil kutuplaşmaya, diyaloga değil çatışmaya
dayalı bir siyasi kıtal ortamında bu durumu normal karşılamak mümkündü.
Mümkündü çünkü AKP’nin iktidar olduğu ilk günden beri toplumsal ve
siyasi kutuplaşmanın artması, bu suretle toplumun AKP’yi yadırgaması ve
iktidarının sonlandırılması için her türlü garabetlik sergilenmişti.
Tansiyonu sürekli yüksek tutulan bir politik ortamda AKP’yi ilkesel
olarak desteklemenin yükü de şüphesiz AKP’yi ilkesel olarak
destekleyenlerin üzerinde yoğunlaşıyordu.
Liberallerin
üzerlerinde yoğunlaşan eleştirilerden etkilenmediğini söylemek pek
doğru olmaz. İslami referanslı bir partiyi demokrat olduğu ve sivil
siyaset yapabildiği için destekliyor olmanın paradoksu, aslında AKP’ye
yöneltilen ulusalcı kuşatmanın diskurundan bizlerin de etkileniyor
olduğunu gösteriyordu belki. Bu nedenle AKP üzerinde “22 Temmuz öncesi
ve sonrası” şeklinde bir ayırıma gitme ihtiyacı doğmuş oldu. AKP’nin
seçimlerden sonra AB üzerinde yoğunlaşmak yerine türban konusunda atak
yapması kırılma noktası olarak görüldü. Oysa AKP tam da sivil siyaset
yapan bir parti olduğu, kendi oy tabanını önemsediği ve de her siyasi
parti gibi seçimleri düşündüğü için bu tercihte bulunmuştu. Hiyerarşik
olarak 301’den ve AB’den aşağıda yer alması gerektiği uzlaşısı çok
dillendirilse de, türban meselesinin çözümü için uygun bir zeminin
oluşmasının vadesi ve şartlarının ne olduğu da belirsizdi.
AKP’nin
türban atağının kapatma davasının zemini oluşturduğu iddiası ise
gülünç. AKP iktidarı, Tayyip Erdoğan’ın hapis günlerinden beri ahlaksız
bir kuşatma altında. Ergenekon operasyonları, Nokta dergisinin
yayınları ile AKP’ye karşı darbe hazırlıkları yapan bir oluşumun
varlığı böyle ortadayken, aksini iddia etmek mümkün mü? Bunu söylemek,
yani sivil siyasetten yana tavır almak, AKP’ye karşı eleştiri hakkını
neden ortadan kaldırsın ki! AKP’nin politikalarını eleştirmek her zaman
mümkündü ve demokrat kesimlerce de zaten hep yapıldı. Yapmayan
vardıysa, bu, o kesim veya kişilerin siyaset ve demokrasi anlayışları
ile ilgili olsa gerek. Zannederim asıl sorun, olağanüstü durumlarda,
olağan siyasi vaziyetin argümanlarıyla düşünmekten kaynaklanıyor olsa
gerek.
Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın “uzlaşma” çağrılarına verdiği cevap bu durumu çok
güzel izah ediyordu aslında. Şöyle diyordu Başbakan: “Sivil toplum
örgütlerinin bir çalışması var. Bunu memnuniyetle izlediğimizi söyledim
ama geri adım atmak mantığını kabul etmek mümkün değil. Yani geri adım
atmak... Neden, niçin, nasıl, konu ne? Bunu görmek lâzım. Tayyip
Erdoğan olarak benim bir yanlışım varsa bu söylenir. Ben o yanlışımdan
geri adım atmayı kesinlikle kabul ederim. Eyvallah... Ama ortaya somut
bir şey konmadan herkes geri adım atmalı... Niçin? Bunun içeriğini bir
doldurun bakalım, bir görelim.”
Kapatma
davasının ve darbe olasılıklarının gölgesi altında siyaset yapmaya
çalışan ve tercihlerini ister beğenin ister beğenmeyin bunu başarabilen
bir parti var karşımızda. Meclisteki muhalefet eksikliğini Ergenekon
tipi yapılanmaların doldurmaya çalıştığı bir ortamda, AKP’nin Ergenekon
zihniyeti ile uzlaşmaya gitmesini talep etmek ne kadar kabul edilemez
ise, “AKP’ye bir türlü muhalefet yapamıyoruz serzenişleri” de o kadar
anlamsız. Olgun bir demokrasiye, işleyen bir siyasete, tarafsız bir
yargıya sahip olacağımız güne değin seçimlerimiz maalesef daha köşeli
ve daha kaba olacak. Siyaset normalleştikçe, halk sözünü söyledikçe
daha farklı siyasi oluşumlar ortaya çıkacak. Ama memleketin şu
durumunda mış gibi yapmanın varolan zihniyet ile “uzlaşmaktan” başka
bir manası yok.
Gazeteci-yazar / markaresayan@hotmail.com
01.04.2008
|
|
| ( Taraf ) - 01.04.2008 |
Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.

"ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR''
GAZİANTEP -
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi.
Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu.
Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi.
Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor.
Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:
* ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.''
* ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...''
* ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.''
* ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.''
* ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.''









laleler güller günü 1 mayıs









