Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
bila kayd u şard "ÖFKE, İMTİYAZ İSTEYENLEREDİR'' GAZİANTEP - AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi için bazılarının, ''öfke dağıtıyor'' şeklinde eleştirilerde bulunduğunu ifade ederek, ''Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir'' dedi. Erdoğan, partisinin Gaziantep Kadın Kolları 2. kongresinde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin bir zümre partisi değil, ülkeyi bir bütün olarak kucaklayan bir parti olduğunu bildirdi. Erdoğan, ''AK Parti, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesinden doğan, milli iradeyi iktidara taşımaktan başka muradı olmayan bir partidir'' diye konuştu. Hükümetin başarılarından söz eden Erdoğan, partililerin ''AK Parti'ye uzanan eller kırılsın'' şeklindeki sloganları üzerine araya giren Erdoğan, ''Hiç bunlara gerek yok. Demokrasilerde bizim talebimiz, ellerin kırılması olmaz, bizim talebimiz zulüm olmaz, bizim talebimiz şifa dağıtmak olur. Biz kavga için gelmedik, sevgi için geldik. Bizim farkımız bu'' dedi. Kendilerini anlamak istemeyenlerin olabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ben bu aralar bazı televizyon kanallarını zaman zaman izliyorum. Diyorlar ki işte 'Başbakan öfke dağıtıyor, işte Başbakan 'şöyle' diyor, 'böyle' diyor. Başbakan'ın o öfke dağıttığı anda bile bu ülkeye hizmet vardır. Kusura bakmasınlar yeri geldiği zaman, bu vatandaşın, bu başbakanın öfkesi, bizden adalet isteyenlere değil, imtiyaz isteyenleredir. Bunu da böyle bilin. Çünkü, 5 yıllık süre içinde biz imtiyaz dağıtmadık. Biz imtiyazın sadece millete ait olduğunu bildik ve millete imtiyaz dağıtmaya gayret ediyoruz." Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle: * ''Birileri yaparsa doğru, aynı şeyi bir başkası yaparsa yanlış. Olmaz.'' * ''Sayın Baykal, yeri geliyor, bakıyorsun, ayetler gayet güzel okuyor maşallah. Bazen bakıyorsun, imamı azam, imamı ebu yusuf, bunları da aşıyor, geçiyor. Onlardan da güzel fetvalar filan bunları da söylüyor. Bu meşru, serbest. Ona herhangi bir şey yok, serbest...'' * ''Biz diyorduk ki, ''Bu ülkede, benim ülkemde, bizim vatanımda, başörtülüsü, başı açığı ele ele yürüdükleri gün; büyük Türkiye'dir, güçlü Türkiye'dir, huzurlu Türkiye'dir, istikrarlı Türkiye'dir.'' * ''Ayrımcılığı yapan kim? Ayrımcılığı yapan Baykal zihniyeti. Ayrımcılığı yapan bunlar.'' * ''Niye bu kapıları, bariyerleri birilerinin yüzüne kapamak? Neden? Buna kimsenin hakkı yok. Bunu aştığımız gün çok şeyler başarırız.'' çoban klasik okuma  ceza ile okula başladı yazılı resim Erzincan'da çobanlık yaparken devlet memuruna hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl kitap okuma cezasına çarptırılan Özkan İlçi, bu sürede dünya klasiklerinden 41 eser okudu. Mahkeme, sanığın, her hafta Emniyet Müdürlüğü'ne giderek okuduğu kitaplardan özet çıkarmasına, bunu gerçekleştirmediği takdirde cezaevine gönderilmesine karar verdi. Bir yıl boyunca bir yandan koyunları otlatırken; diğer yandan kitap okuyan İlçi, cezasını tamamladı ve verilen süre içerisinde toplam 41 kitap okudu. 7-10 günde bir kitap bitiren İlçi'nin hayatı, aldığı ceza sayesinde değişti.kara lastik hareketi kara lastikli aysun convers kara lastik kardeşliği coban ali kara lastik coban ali
3 tane "16 nisan 2008" etiketli yazı bulundu "16 nisan 2008" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
Nis
18
    

 

ABD'nin ipliği pazara çıktı Bahreyn gazetesi Ahbar El Haliç, 16 Nisan 2008

 

ABD'nin ipliği pazara çıktı

ABD'nin ipliği pazara çıktı
ABD Filistin'de barış isteğinde samimi olsaydı, Carter-Meşal buluşmasını fırsat sayardı. Zira, Hamas'sız bir çözümün imkânsızlığı kanıtlandı

18/04/2008 (392 kişi okudu)

 

SEYİD ZEHRA 

Eski ABD başkanlarından Jimmy Carter Hamas liderlerinden Halid Meşal'le Şam'da bir araya gelmekte kararlı olduğunu açıklar açıklamaz, ABD yönetimi sanki Carter affedilemeyecek ve korkunç bir suç işleme yolundaymış gibi bir tavır aldı. Başlangıçta, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice görüşmenin yapılmasını engellemek için ölesiye çaba harcadı. Ardından, görüşmeyi kınayan ve Carter'a vazgeçmesine yönelik nasihatlerde bulunan açıklamalar yaptı.
Carter tutumunda ısrar edince de, Beyaz Saray bu davranışla ilgisi bulunmadığını, toplantının ABD'yi değil, sadece Carter'ın kendisini temsil ettiğini belirten bir açıklama yayımladı. Peki bu Amerikan tutumu nasıl açıklanabilir?
Amerikalılar doğal olarak tavırlarını, Hamas'ın ABD yönetiminin tanımına göre liderleriyle bir araya gelinmesi doğru olmayan 'terörist' bir örgüt olduğu yaklaşımıyla meşrulaştırıyor. Fakat Carter yönetimin görüşüne bağlı kalmak zorunda değil, onun tutumu da ABD yönetimi açısından bağlayıcı olmaz.

Tecridin başarısızlığı malum
Seçimlerini kazandığından beri, Hamas'a yönelik Amerikan stratejisi dört eksen üzerine kuruldu. İlki, Hamas'a iktidar olma fırsatı verilmesine göz yumulmaması. Gazze olayları öncesine kadar yapılan buydu. İkincisi, seçimleri kazanmasından itibaren Hamas'a uluslararası tecrid dayatılması. Üçüncüsüyse, örgütü nihai olarak tasfiye etmek için İsrail ve bilinen Filistinli güçlerle birlikte komplo kurulması. Son olarak, Gazze'deki Filistinlilere yönelik İsrail ambargosunun desteklenmesi ve Filistinlileri örgüte karşı isyana sürüklemesi umuduyla, Gazze'nin en basit yaşam dinamiklerinden mahrum bırakılması.
ABD'nin İsrail ve bazı Filistinli güçlerle birlikte bütün yaptıklarının başarısızlıkla sonuçlandığını herkes biliyor. Yani herkes, Filistin-İsrail çekişmesinin çözülmesinin Hamas'sız imkânsız olduğunu biliyor. Aslında herkes, bütün Filistin halkının ve mevcut bölünmenin gölgesinde bütün güçlerin temsilcisi sayılmayan Filistin Yönetimi'yle bir anlaşmadan söz etmenin abesle iştigal olduğunun farkında. İmzalansa bile böyle bir anlaşmanın hiçbir temeli olmayacak.
Bu bağlamda, ABD çekişmeyi çözme eğiliminde gerçekten de ciddi olsaydı, Carter'ın Meşal'le görüşmesini fırsat sayardı. Hamas'ı bitirme ve Filistin'den uzaklaştırma umuduyla izlediği her yolun başarısız olması sonrası, trajediden çıkmanın fırsatı olarak görürdü. Pratikte öngörülen buydu. Fakat işin aslı şu ki, ABD çekişmeye adil çözüm bulunmasını istemiyor. ABD yönetimine göre kendisinin ve İsrail'in çıkarı, Filistin iç çekişmesinin çözümsüz kalması, Filistinlilerin güçlenmelerine yol açacak biçimde birleştirilmemesi ve uzlaşıdan söz edilmemesinde yatıyor. Bunun yanı sıra, ABD Hamas'ın İran'a bağlı kalmasını da istiyor. Bu durum İran'a yönelik Amerikan planlarına hizmet edecek.
Basit bir ifadeyle, Carter-Meşal görüşmesi ABD yönetiminin Filistin sorununa yönelik tutumunu gözler önüne serdi, çekişmeyi çözme kararlılığına dair iddialarının yalan olduğunu gösterdi.


(Bahreyn gazetesi Ahbar El Haliç, 16 Nisan 2008)

 



 
Nis
18
    

 

Berlusconi'yle demokrasi olmaz The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008

Berlusconi'yle demokrasi olmaz The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008

Berlusconi'yle demokrasi olmaz The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008

Berlusconi'yle demokrasi olmaz The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008

 Berlusconi'yle demokrasi olmaz The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008

 

 

Berlusconi'yle demokrasi olmaz

Berlusconi'yle demokrasi olmaz
İtalyan medyası üzerindeki kontrolü sayesinde son seçimi kazanan Berlusconi, bir demokrasiyi emanet edebileceğiniz son insan. Bir parti liderinin medyaya böylesine hükmetmesi Batı Avrupa'daki başka bir ülkede demokrasi ihlali sayılır, İtalya AB adayı olsaydı engel yaratırdı

18/04/2008 (186 kişi okudu)

 

BIll Emmott 

Kabul etmeliyiz ki, karşımızda hünerli biri var. İtalya'yı Batı Avrupa'nın en yavaş büyüyen ekonomisi haline getiren beş yıllık hükümetinin yıkılmasının üzerinden iki sene bile geçmeden, 71 yaşındaki Silvio Berlusconi'nin genel seçimlerde zafer elde etmesi ve üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturması epey etkileyici. Bu durum onun esnekliğinin olduğu kadar, şaka ve tahriklerle dolu bir kampanyanın da kanıtı. Fakat Berlusconi'nin zaferi demokrasiyi önemseyen herkes için epey sorunlu bir durum da arz ediyor.
Zira, şüphe götürmez kişisel çekiciliğine ek olarak, Berlusconi bazı mühim avantajlara da sahipti. İtalya'nın açık ara en zengin adamı; özel televizyonculuktaki neredeyse tekel konumundan, devasa yayıncılık imparatorluğundan ve diğer pek çok avantajdan faydalanıyor. Medyaya bir parti lideri tarafından böylesine hükmedilmesi, Batı Avrupa'daki başka herhangi bir ülkede demokrasinin kabul edilemez ihlali olarak değerlendirilirdi. Aslında İtalya AB'ye aday bir ülke olsa, gücün bu biçimde bir yerde toplanması engel yaratırdı. Ancak İtalya 1957'deki kurucu AB üyelerinden biri olduğundan, ne diğer Avrupalı hükümetler ne de Avrupa Komisyonu bu konuyu gündeme getirmeye cesaret edebildi.

Rai muhabirlerini korkuttu bile
Zayıf La7 ve kendisiyle işbirliği yapan sağcı Sky Italia'yı saymazsak, tüm özel televizyon kanallarının mülkiyetine sahip olmak muhalefetteki bir aday olarak Berlusconi'nin işine inanılmaz derecede yaradı. Hükümetteyken Berlusconi'nin avantajları daha da artıyor, zira daha önce yaptığı ve daha sonra da yapacağı gibi, İtalya'nın kamu yayıncılık kurumu Rai'ye siyasi müdahalelerde bulunma geleneğini istismar edecek. Hükümetinin genel olarak başarısız değerlendirilmesine rağmen, 2006'daki seçimleri böylesine az bir farkla kaybetmesinin ardındaki önemli bir neden, Berlusconi'nin esasen tüm televizyon haberlerini denetlemesi. Kampanya dönemi boyunca Rai'deki işini kaybetmek istemeyen tüm siyaset muhabirlerinin ve yorumcuların zihninde bu tür korkular eksik olmamış olsa gerek.
Bu noktada benimle Berlusconi arasında bir hikâye yaşandığını açıklamalıyım. 2001'de The Economist dergisinin editörü olduğum ve İtalya'nın yeni bir seçime hazırlandığı dönemde, Berlusconi'nin mali kaynakları ve hukuki sorunları hakkında uzun bir araştırma gerçekleştirdik. Bu araştırmaya dayanarak, ayrıca medya patronu olmasının çıkar çatışması yarattığının da farkında olarak, 'İtalya'yı yönetmeye uygun değil' diye onu dergiye kapak yaptık. Bu yüzden İtalya'nın yarısı The Economist'i yererken, diğer yarısı göklere çıkardı. Berlusconi'yse bizleri 'komünist' diye damgalayıp, benim Lenin'e benzerliğime dikkat çekti ve hâlâ sürüp giden iki davadan ilkini açtı.
Bunun getirdiği şöhret epey eğlenceliydi. Ancak ardında bazı önemli konular da bulunmakta. Berlusconi'nin avukatları İtalyan medyasında yeterli derecede rekabet bulunduğunu ve bu yüzden onun televizyon kanallarına sahip olmasını önem taşımadığını belirtti. Bu pek tabii ki, televizyonun yazılı medyadan çok daha güçlü olması nedeniyle önem taşır. Fakat Berlusconi bunun yanında İtalyan gazetecileri davalar, himaye ve tehditlerden oluşan bir karışımla sindirmekte.
Dahası, avukatları Berlusconi'nin herhangi bir suçlamadan asla hüküm
giymediğini öne sürdü. Bu alenen yanlış, zira hüküm giymekten ancak 2001-2006 arasındaki kendi hükümeti zaman aşımını kısalttığı ve hakkında suçlama getirilen muhasebe usulsüzlüğünü suç kapsamından çıkardığı için kurtuldu. Tek bir adamın medyayı yönetmesine ve büyük sermayeyle hükümetin çıkarlarının iç içe geçmesine izin verildiğinde nelerin olduğunu anlaşılması için, Berlusconi hepimize ders olmalı.

AB liderleri direnmeli
Peki şimdi ne olacak? Berlusconi pek çok uzmanın umduğundan daha kesin bir zafer elde etti ve seçimin diğer önemli galibiyle, göçmen karşıtı olup bölgesel haklar peşinde koşan Kuzey Ligi'yle koalisyona giderek hükümet edecek. Hükümetinin zayıf merkez-sol selefinden daha uzun süre ayakta kalması beklenebilir. İtalyan parlamentosunda temsil edilen partiler bu seçimle epey azaldı ki, bu da kesinlikle iyi bir şey. Ancak 1946'dan beri ilk kez komünist veya sosyalist bir temsilin bulunmaması, yeni hükümet programına karşı parlamento dışı muhalefetin patlak vermesi tehlikesi yaratıyor.
İtalya'nın hükümete karşı anayasal biçimde dengeyi sağlayacak mahkemeleri ve cumhurbaşkanı bulunuyor ve bu yüzden hâlâ itidal umudu var, her
ne kadar Berlusconi kampanya döneminde tehditkâr biçimde tüm savcı ve yargıçların akıl sağlığı testinden geçmesi gerektiğini önermiş olsa da. En azından kampanya döneminde iflasın eşiğindeki Alitalia'nın Air France-KLM'ye satışını engelleme sözü vermesine bakarak, hükümetinin serbest pazarcı olmaktan ziyade 'korporatist' olması da muhtemel. Bu müdahale ve başka herhangi bir devlet yardımı Berlusconi'yi Avrupa Komisyonu'yla karşı karşı getirecektir. Vadettiği vergi kesintileri ve harcamalardaki artış nedeniyle İtalya'nın bütçe açığını muhtemelen artacaktır ki, bu da onun diğer AB hükümetleriyle çatışmasına yol açar.
Bu durumda önemli olan AB üyelerinin ona karşı direnmesi. Britanya Başbakanı Gordon Brown ve diğer AB liderleri, sözüm ona idealist Tony Blair'in hiçbir ilkesi olmadığını gösterir biçimde Berlusconi'ye sergilediği utanç verici yağcılığı tekrar etmemeli. İtalya başbakanına herhangi bir AB hükümet başkanına gösterilen diplomatik nezaketle yaklaşmalılar ama bundan daha ötesine gitmemeliler. Brown tatillerini Sardunya'da değil (güneydoğu Britanya'daki) Dorset'te geçirirse daha iyi eder.


(The Economist'in eski editörü, 16 Nisan 2008)

 



 
Nis
17
    

 

 

Nepal kralına kırmızı kart

Nepal kralına kırmızı kart
Kralın Maocu asilerce şok edici biçimde yenilgiye uğratıldığı Nepal seçimleri, istikrarsızlıktan ziyade yoksulların kaygılarını yansıtıyor

17/04/2008 (387 kişi okudu)

Dünyanın kalan monarşileri şaşılacak derecede dayanıklı çıktı: Şah'ın 1979'da İran'dan kaçmasından beri yerleşik hiçbir monarşi cumhuriyet rejimine geçmedi. Bu da Nepal'in cumhuriyetçi demokrasiye geçişini, ki bu ay düzenlenen genel seçimin ardından artık durdurulamaz bir süreç gibi görünmekte, daha da dikkat çekici kılıyor.
Nepal'in eski muktedir sınıfı, vaktiyle kendisiyle silahlı mücadele yürüten Maocu asiler tarafından şok edici ve beklenmedik bir biçimde süpürüldü. Daha üç yıl önce mutlak iktidarı eline almaya teşebbüs eden Kral Gyanendra şimdi sarayında korkuyla bekliyor. Protestocular iktidarı halka devredip ülkeden gitmesini talep ediyor.

Yegâne seçilmiş Maocu hükümet
Nepal'de neredeyse 10 yıl sonra yapılan seçimin dikkat çekici sonucu bundan ibaret de değil. Seçimin açık galibi olan, halk arasındaki ismiyle Prachanda ('haşin' veya 'dehşetli' anlamına geliyor) dünyanın yegâne seçilmiş Maocu hükümetine önderlik etme yolunda. Kesin sonuçlar henüz bilinmiyor, fakat Prachanda, ülkenin anayasal geleceğine şekil verecek olan 601 üyeli mecliste 116 sandalye kazandı bile. Maocular tek başına iktidar için gereken çoğunluğu kazanmayı başaramasa bile, Nepal'in eski siyasi seçkinlerini kimsenin beklemediği ölçüde ezici bir devrimle yıkmış olacaklar. Halbuki birçok gözlemci seçimden üçüncü sırada çıkmalarının iyi bir performans sayılacağını düşünüyordu.
Sonuç, Nepal'in istikrarsızlığından ve büyüme eksikliğinden çok çeken yoksulların kaygılarını yansıtıyor. Nepal'deki 25 milyon insanın neredeyse üçte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor; kişi başına yıllık milli gelir sadece 260 dolar düzeyinde. Eski siyasi düzenin başarısızlığı, kendisini 2001'de kanlı bir biçimde açığa vurmuştu; o yıl Veliaht Prens Dipendra, babası Kral Birendra da dahil, ailesinin büyük kısmını vurup öldürdü. Fakat ABD'yi bir terör örgütü olarak gören Maocular'ın savaşmaktan hükümet etmeye geçişi kolay olmayacak. 1996'dan ateşkes ilan edildiği 2005'e dek Prachanda 13 bine yakın insanın hayatına mal olan (ki birçoğu hükümetin silahlı güçleri tarafından öldürüldü) bir ayaklanmaya önderlik etti. Prachanda'nın zafer sarhoşluğu içindeki Maocu tabanı dizginlemesi ve ordu ile uzlaşmanın bir yolunu bulması gerekiyor.

Çin ve Hindistan'ı teskin etmeliler
Ayrıca Nepal'in iki dev ve güçlü komşusu olan, Maocu iktidar ihtimaliyle alarma geçen Çin ve Hindistan'ı da teskin etmeli. Hindistan da sınırları dahilinde Maocu bir ayaklanmayla yüz yüze; Çin devasa doğal kaynaklara sahip bir ülkedeki fırsatların izini sürüyor. Guardian'a geçen hafta verdiği röportajda Prachanda, çok partili demokrasiye ve 'kapitalist üretim tarzı'na dönüşünden dem vurdu.
Bu konuda samimi mi peki? Nepal'in yeni muktedirleri şiddeti reddettiklerinin sözünü veriyor, fakat seçim tamamen barış içinde geçmedi. Devrimler karşılığını bulamayan umutlar doğurur. Nepal değişim istiyor. Prachanda'nın büyük sınavı, bu değişimi sağlamak olacak.


(Başyazı, 16 Nisan 2008)